Yaşam Notlarım'a Hoş Geldiniz.



11 Şubat 2010 Perşembe

Ihlamur’un hatırlattıkları…


Küçükken annem beni bazen işyerine götürürdü. Tüm günüm kendi kendime sessiz oyunlar oynayarak, boyama kitaplarımla vakit geçirerek ve pencereden dışarıyı seyrederek geçerdi. Bu ziyaretlerimin en sevdiğim kısımlarından biri, çaycının (evet, o zamanlar işyerlerinin büyük çoğunluğunda çaycı vardı) her sabah ve öğle yemeği sonrası annemin odasına gelerek ne içmek istediğimizi sormasıydı. Benim cevabım istisnasız “ıhlamur” olurdu.

Annemin işyerindeki çaycının, ıhlamuru nasıl yaptığını bilmiyorum, ama ince belli çay bardağına doldurduğunu ve yanında bir dilim limonla getirdiğini hatırlıyorum. Ve annemden bunun karşılığında “sarı renkli marka” aldığını.

O zamanlar hayallerimden biri, çalışmaya başlayınca kendi markalarımın olmasıydı, bunları annem gibi çekmecemde saklayacak ve renklerine göre ayıracaktım. Yıllar geçti, büyüdüm ve maalesef sadece ilk çalıştığım yerde halis ıhlamur, elma-tarçın çayı, kışın salep yapan bir çaycı vardı. Onun sefasını sadece bir yıl sürebildim, sonrasında kahve makinesi olan bir yere tayinim çıktı. Ben de, demlenmiş gerçek ıhlamur çayı içmeyi, akşamlara ve haftasonlarına bıraktım.

Benim tarifime göre, iki kişilik ıhlamur yapılışı şöyle;

Bir avucun yarısı kadar ıhlamuru, hafifçe yıkayıp varsa tozundan arındırın. Demliğinize koyun. Bir elmanın kabuk ve çekirdeklerini ilave edin. İki ya da üç fincan su ekleyin. Su kaynayıncaya kadar ısıtıp ardından 2-3 dakika demlenmesi için ocağın altını kısın. Süzgeçten geçirerek fincanlara paylaştırın. Eğer soğuk algınlığınız varsa, bir tatlı kaşığı bal ilave ederek ıhlamurunuzu içebilirsiniz. Ihlamurun içine limon dilimi koymayı sevmiyorum, ama isterseniz fincanınızın büyüklüğüne göre bir dilim limonu ikiye ya da dörde bölerek ıhlamurunuza ilave edebilirsiniz.

Afiyet olsun !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Sayac