Yaşam Notlarım'a Hoş Geldiniz.



28 Nisan 2015 Salı

Ege Kıyılarından Eski Zaman Masalları

Belki çok klasik ve sıradan kaçacak ama yapmaktan en keyif aldığım şey okumak. Sadece kitap değil, dergi/ afiş/ makale/ gazete/ pek az şiir/ alt yazı/ blog vs. Yıllarca öğrencilik edip, sonra çalışıp sonra da kızımla ev hayatına geçtiğimde en çok ihmal ettiğim, ihmal ettiğimi bildiğim hayatımda beni en rahatlatan, bana huzur veren uğraş. Yine ilginç bir şekilde fark ettim ki, düzenli olarak okumazsam sinirli ve çekilmez biri oluyorum. Kendimi eksik hissediyorum. Boynumu ağrıtacağını bilsem de, kendi kendime kalacağımı ya da Defne'nin bana okuyabilmem için fırsat vereceğini bildiğim her yere okunacak birşeyler taşıyorum. Sonra harflerin arasına gömülüp iç dünyama dalıyorum. Defne'yle yapmayı en sevdiğim şey de okumak. Hatta hayal gücümüzü genişletmek, şablonlara sabitlenmemek için, ona masal/hikaye uydurmak. Sadece ikimizin keyif alacağı, anlayacağı, ilginç bulacağı, çoğunlukla aynısı bir daha aynen tekrar edemeyeceğim bir sürü hayal....

Ege Kıyılarından Eski Zaman Masalları, aslında ismine vurularak yokladığım, konu itibariyle beni çeken ve severek okuduğum bir kitap. İlk baskısı 1982'de yapılmış, araya giren 20 senenin ardından Günışığı kitaplığı 2002'de güncelleyerek yeniden basmış bu kitabı. Elimdeki 19. baskı, inanılır gibi değil.    

Mitolojik hikayeleri hep sevmişimdir, ama alıp okumam bu kitapla oldu. Çok da hoşuma gitti. Aslında gençlere hatta sanki 9 yaşından itibaren çocuklara yönelik gibi gözükse ve yazar önsöze "çocuklar" diye başlamış olsa da, benim için fark etmedi açıkçası. İçinde 9 mitolojik hikaye olan bu kitabı, 9 günde okudum, ara ara tekrar okuyup iyice belleyince, sadeleştirerek Defne'ye anlatmayı düşünüyorum, eminim o, kendi çocuk dünyasında bu hikayelere çok farklı bir gözle bakıp çok daha keyif alacak.

Ciddi kitaplardan, yemek tariflerinden, bildik maceralardan sıkıldıysanız, bu kitabı tavsiye ediyorum.

 

15 Nisan 2015 Çarşamba

Çocuğun Cinsel Eğitimi ve Tacizden Korunma Rehberi

Özgecan'ın katlinden sonra, kendimi kaybettiğim, hayata ve insanlara bakış açımı tekrar tekrar sorguladığım ve söz konusu Defne olunca, panik olarak, konuya bir yerlerden girmem gerektiğini düşündüğüm doğrudur.

Önce Defne'ye cinsel eğitim vermem gerektiğine karar verdim, ancak sonra bunun erken olacağını anlayıp, kendimden başlamaya karar verdim. Ve yine kendimi en yakın kitapçılara attım. Saatler süren arama, tarama, eleme çalışmalarından sonra tahmin edeceğiniz gibi sonuç hüsrandı. Ya aradığım içerik yoktu ya da bulduğum kitap çok yüzeyseldi. Hiç adetim olmamasına rağmen internetten kitap aramaya ve almaya karar verdim, ben ki okumadan, dokunmadan asla kitap alamam. Ama anladım ki "tabuları yıkmak" gerekiyor bazen. İşte o bazen, beni bu muhteşem kitaba götürdü.

Kitapçılarda kolay kolay bulamayacağınız, 2010'da, 1.000 adetle ilk baskısını yapmış ve sanırım daha da baskısı olmayan bir kitap, "Çocuğun Cinsel Eğitimi ve Tacizden Korunma Rehberi". Anne, baba ve öğretmenler için demiş ancak bence genellenmeli, herkes için. Çeviri bir kitap, orjinali İngilizce. Çok detaylı, kendi kendini tekrar eden, bu yüzden ve konu itibariyle okunması zor, tabii nahoş bir kitap. Ancak bunlar "mutlaka okunması" gerekir gerçekliğine engel değil.

Kitap bölümler, alt başlıklar halinde konuyu inceliyor. Çocuk cinsel istismarı nedir, gerçek hayatta ve internet üzerinden nasıl gelişir, çocuk cinsel istismarı belirtileri nelerdir, çocuğu korumak için ne yapmak gerekir, bir pedofilin (çocuk cinsel istismarcısı) gözünden durum, çocuğun normal cinsel gelişimi nasıldır, nasıl olmalıdır....  gibi.

"Bilmediğimiz şeyler var mı ki içinde?" diye sorarsanız, ben kendi açımdan buldum. Bir örnek vermem gerekirse, çocuk cinsel istismarcıların büyük kısmı aileye yakın, herkesin güvendiği ve sevdiği biri, akraba/ yakın arkadaş gibi bu yüzden de tespit edilmeleri, çocuk anlatsa bile, ki çocuğun bunu anlatması düşük bir ihtimal, çocuğa inanılması zor biri.

Kitap, kendisini okutuyor, hem de altını çizdire çizdire. Gözlemlere, araştırmalara, polis kayıtlarına dayandırılmış, yani gerçek.

Ve şimdi dikkat ettim ki, kitap, aldığım idefix'te tükenmiş gözüküyor, belki başka sitelerden ya da yayınevinden (Sistem Yayıncılık) bulunabilir. Ben satın aldığımda 5(beş) liraydı ki, böyle bir kitap ve içerik için çok çok uygun, hatta yok pahasınaydı.

Alın, okuyun, okutun, saklayın, tekrar okuyun... En önemlisi de çocukları, yaşları kaç olursa olsun iyi dinleyin, gözlemleyin, onlara inanın. Yakın çevreniz açısındansa, aşırıya ve paranoyaya kaçmaksızın temkinli olun. Kitabın söylediği gibi, "çocuk cinsel istismarcıları, filmlerdeki gibi, çocuk parklarının bir köşesine oturmuş, siyah yağmurluklu, korkunç görünümlü adamlar değildir"....

 

2 Nisan 2015 Perşembe

Kronoloji

Herşey başladığında Defne, cenin bile değildi.... olması çok istenen ama bir türlü gelmeyen bir candı.

Minicik yumurta Defne, rahmime yerleşip büyümeye başladı.

Düşecek mi hayata tutunacak mı telaşı, ay ve ay gidilen doktor kontrolleri, testler, ultrason görüntüleri, gittikçe büyüyen karnım, Defne'nin hareketlerini hissetmem, hayata merhaba doğum.

40'ının çıkması, koliğin bitmesi, ek gıdalara geçiş, ilk gülücük, başını desteksiz tutma, cıvıl cıvıl sesler, müziğe tepki, dişlerin birer birer patlaması, ilk kelimeler, emekleme ve ilk adımlar, ardından desteksiz yürüyüş... Oyun kurmalar, kelimelerin uzun cümlelere dönüşmesi, güle güle bez, güle güle mamalar merhaba aile yemekleri, elveda meme....

Merhaba yuva, arkadaşlar, merhaba kağıt kesmeler, yapıştırmalar, salıncakta yardımsız sallanmalar, çiçek toplayıp hediye etmeler, çizgi film müptelalığı, ilk tiyatro ve sinema, merhaba mutfak yamaklığı, güle güle lazımlık ....

İşte tam bu noktada, yani 4 yıl, 3.5 aydan fazla bir süre sonrasında "Balyoz Davası'ndaki her sanık, ayrı ayrı beraat" etti.

Bilmem ne anlatmak istedim, ne anlattım, ne anlatabildim.....

Anlamı çok farklı olsa da Sezen Aksu, Kaybolan Yıllar'ı dinliyorum şu an. Benim için "kazanç" olan bir süreç çok değerli ve masum insanlar için "kayıp"tı çünkü.... Aslında hepimiz kaybettik.... insanlığımızı, güvenimizi, adaleti....

1 Nisan 2015 Çarşamba

Çorap Söküğü

Nasıl başlayacağımı bilemeden yazıyorum. Dünkü elektrik kesintisi, ardından Başsavcımızın rehin alınarak katledilmesi, ardından Balyoz davası sanıklarının beraatlarına karar verilmesi, bu sabah Ak Parti Kartal binasına silahlı baskın.... aklım zaten almıyor da takip de edemiyorum olanları. Sersem gibiyim. Çorap bir kere sökülmeye görsün, çekiştirdikçe geliyor.

Hangi olaya üzülsem bilememekle beraber kalbim ve dualarım en çok Başsavcımızın yetim kalan iki çocuğuyla beraber. Öpmeye koklamaya kıyamadıkları babalarının son fotoğraflarını er ya da geç görecekler, basında yazılanları, olan biteni er ya da geç öğrenecekler ve o çocuklar bir daha asla aynı çocuklar olmayacaklar. Çocukluklarını, masumiyetlerini, güven duygularını (ç)alan bu düzenin bir an evvel yerle bir olmasını diliyorum. Çaresizlik en kötüsüdür, sıradan vatandaş olarak benim de içinde bulunduğum durum budur.

Olayların ardında ne olduğu ya da bir şeyler olup olmadığı, "karanlık güçlerin seçim arifesinde ortalığı karıştırmaya çalışması" beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor, kaldı ki bu söylemler inandırıcı da gelmiyor.. Lanet olsun elektriğe, Balyoz da malumun ilanıydı deyip konuyu Başsavcımıza getireceğim, terör benim kanayan ve hep sızlayan, varlığını asla unutmadığım yaram.

Terör korkutucudur, soğuktur, terörist aynı bir kamikaze gibi hedefine yönelir, hiçbir tedbir onu kolay kolay durduramaz, her ne şekilde ve ne pahasına olursa olsun görevini gerçekleştirir, sonunda ölür, öldürür, imha eder... çünkü terör budur, işte bu yüzden yasadışıdır. Dolayısıyla teröristlerin ne kılıkta bu eylemi gerçekleştirdiklerinin önemi yoktur. Dün sahte avukat kimliği kullanırlar, yarın sahte polis kimliği, öte gün temizlik görevlisi (sabancı ikiz kuleler), ardından kara çarşaflı bir bomba eylemcisi (Sultanahmet) ya da hiçbir şey kullanmadan olduğu gibi....

Önemli olan devletin, hükümetin, tüm güçleri ve yetkileriyle terörizme karşı kararlı mücadele etmeleridir. Bunu yaparken de teröre, terör diyebilmekten kaçınmamaları gerekir. Açık söylemek gerekirse, PKK ile masa başına müzakereye oturup da DHKP-C'nin (ya da bir başka örgütün) terör eylemlerini kınamak, garip, çelişik, samimiyetsiz, tutarsız ve kabul edilemez bir tutumdur. Dün akşam Başbakanımızın bize seslenişini dinlerken, yüz ifadelerine bakarken tam da düşündüğüm buydu. "Sayın Öcalan" diye hitap edilen kimse ve yandaşları, dünkü eylem benzeri hatta daha vahşi binlerce eyleme imza atmış bir kimselerdir. Yanılıyor muyum? 

PKK'nın bugün itibariyle getirildiği konumun (açılım sürecinden bahsediyorum), diğer terör örgütlerini cesaretlendirdiği düşüncesi beni çok korkutuyor. Çünkü terör bir kez, "legal" hale getirildiğinde bu kötü bir emsal olur, ama emsaldir, bir umuttur....

Hiçbir şey bildiğim yok, felaket tellallığı da yapmak istemem ama bugün geldiğimiz durum, kendi ellerimizle hazırlanmış bir durumdur. Devlet, bir grup teröristle masaya oturup bir grup teröristin yaptığını kınamaktadır. Dolayısıyla çorap sökülmeye başlamıştır bence. Bundan sonra olabileceklerin sorumlusu "avukat cüppesi giymiş, elinde sahte avukat kimliği olan terörist"ler değil, terör ayrımı yapan idarecilerimizdir.

Başsavcımızın o minnacık masum çocukları da, terör mağduru yetimler kervanına katıldı. Onlar, tıpkı diğer yavrular gibi hiçbir zaman adalete inanmayacaklar, devlete güvenmeyecekler, basına inanmayacaklar, güvenlik tedbirlerine itibar etmeyecekler, akıllarında kalan son şey babalarının ağzı kapalı başına silah dayalı görüntüleri olacak.

Ve bir gün idareciler çıkıp, DHKP-C ile müzakere masasına oturduklarında (oturmayacaklarını söyleyebilir misiniz?), hayatlarındaki son hayal kırıklığını yaşayacaklar. Ve bir daha asla hayal kurmayacaklar. Tıpkı PKK'nın katlettiği binlerce insanın yakınları gibi.....

Terör, terördür. Her kime, hangi amaçla, ne şekilde işlenmiş olursa olsun. Terörle kararsız mücadele, terörü destekler, siz bitti sanırsınız ama o, pusuda bekler......        
 
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Sayac