Yaşam Notlarım'a Hoş Geldiniz.



1 Temmuz 2013 Pazartesi

İyi Bayramlar !

Bugün 1 Temmuz, yani Denizcilik ve Kabotaj Bayramı... Başta denizcilerimize sonra da herbirimize kutlu olsun. Bize bu bayramı ve daha nicelerini armağan eden atalarımız huzur içinde uyusun, mekanları cennet olsun !

Kabotaj, Fransızca bir kelime. Bir ülkenin kendi kıyıları arasında denizcilik yapılması anlamına geliyor. Biliyorsunuz Osmanlı'nın son zamanlarında yabancılara tanınan çeşitli kapitülasyonlardan biri de buydu. Kendi kıyılarımızda yabancılar ticaret yapıyorlardı. Ancak sonrasında Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması, kapitülasyonların kaldırılmasıyla bu hak biz vatandaşlara geçti. Yani, 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile "Türkiye Limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, Türk Vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılır” hükmü getirilerek daha önceden yabancılara açık olan bu faaliyetleri bundan böyle sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapabileceğini belirtmiştir.

Bugün bu kanun ne kadar uygulanıyor, adına "kapitülasyon" denmese de yabancılara ne kadar imtiyazlar tanınıyor, kamu malları kiralanıyor ya da satılıyor ben artık hesap edemiyorum. Ancak şunu biliyorum ki, her fırsatta Atatürk'e ve yaptıklarına küfredenler, onun yaptıklarının yarısını, bıraktığı mirasın yarısını bile bırakamayıp gittiler ya da gidecekler koltuklarından, olan da biz halka olacak...

Bir İstanbullu olarak her fırsatta söylediğim gibi, maalesef deniz ulaşımını gereği gibi kullan(a)mıyoruz. Oysa İstanbul bir boğaz şehri. Deniz taşımacılığının etkin kılınması karadaki yükü hafifleteceği gibi, sadece zaman değil enerji tasarrufu da sağlayacak, insanlara yeni iş kapıları da açmış olacak. Ama standart vapur ve çok pahalı olan deniz otobüsü ile deniz taksi dışında ekstra deniz ulaşımı maalesef yok. Günün istediğiniz saati vapur, tekne, bot bulup karşı kıyıya geçmek bu kadar zor olmamalı. Hatta pazar günleri deniz trafiği neredeyse durma noktasına geliyor. Mis gibi deniz havasını alarak hem yolculuk etmek hem de gideceğimiz yere varmak bu kadar lüks, bu kadar zor olmamalı. Belediye Başkanımıza duyururum....

Gelelim deniz kısmına. Maalesef işimize geldiğinde "Müslüman" geçinip en temel konularda sınıfta kalan bir toplumuz. Sorsanız "elhamdülillah" diyen adamlar, iş temizlik kısmına gelince dünyanın en barbar toplumuna dönüşüyor. Yalansa, yalan deyin. Daha dün sahildeydik, en akıntılı yerde denizin üstünde yüzenler içimi kaldırdı. Meyve kabukları, pet şişeler, kağıt artıklar vs ne ararsanız vardı denizde. Oysa insanın en temel ihtiyaçlarından biri sudur, denizler suyu/yağmuru çağırır, barındırdıkları ile karnımızı doyurur. Kıymetini bilene tabii.

Ailemizin tarihinde de bugünün önemi vardır. Hep anlattığım gibi, aslında bize her gün bayramdı. Çünkü o ya da bu ayırmaz, "anlamı olan" her günü kendimizce kutlardık. Dini bayramlar ya da önemli günler mutlaka konusuna göre kutlanır, sonrasında herkes köşesine çekilerek kendi önem verdiği şekilde kutlamasına devam eder (biz küçükler şeker ve harçlık hesabı yaparken, gençler tatil hesabı, büyüklerimizse duayla meşgul olurdu mesela),  milli bayramlarda mutlaka bayrak asılır, evin en küçüklerine günün anlam ve önemi anlatılır, iyice anlamışlar mı diye tekrar ettirilir, şiir ya da marş ezberlettirilir,doğum günlerinde yemeğe çıkılır; cemre düşüşleri telefonla kutlanır vs vs.....  


Yıllar evvel bir Kabotaj Bayramı sabahı ailecek deniz kenarındayız, kahvaltı sofrasındayız. Kuzenim henüz 9 da 10 aylık. Kabotaj Bayramıydı, Denizcilik Bayramıydı derken, bizim küçüğün hiç denize girmediğinin ortaya çıkmasıyla büyükbabam onu kucaklamış, "dur yapma" dememize aldırmadan, çoraplarını çıkararak ayaklarını denize sokmuştu. Böylece kuzenim, bu bayramda hayatında ilk kez denizle tanışarak "milli" olmuştu. Dayımlar acaba hala hatırlar mı o günü?
Öyle ya da böyle bugün Defne'ye, "deniz" konulu bir etkinlik bulmam şart, üstelik bu yağmurda...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Sayac