Yaşam Notlarım'a Hoş Geldiniz.



Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2010 Pazartesi

Versay Sarayı

Bu tarihi ve meşhur Fransız sarayı, Paris’e 25 km uzaklıkta olup, Paris merkezinden metro ile rahatlıkla ulaşılabilir. Avrupa’nın en büyük sarayıdır. Günümüzde hem müze olarak hem de Fransız siyasetçi ve önce gelenleri tarafından kullanılmaktadır.


Kendisi için, “Devlet benim” diyen, “Güneş Kral” ünvanlı XIV. Louis tarafından 1668’de yaptırılmıştır. Saray’ın geniş bir bahçesi, bahçe içerisinde büyük bir gölet/havuz ve av köşkleri mevcuttur.

Versay’ın bahçesine “silah kapısı” denilen bir yerden geçilerek girilmekte, avlu geçildikten sonra saraya ulaşılmaktadır.


Sarayın dekorasyonu heybetli ve süslüdür. Barok üslübunda inşa edilen sarayda antik Yunan tanrılarının heykelleri, tablolar ve eşyalar bulunmaktadır.


Sarayın en önemli dairesi, Aynalı Galeri’dir. 75 metre uzunluktaki bu salonun iki duvarı boydan boya 400 adet aynayla kaplıdır. Bu galeri, ülkemiz için de önemli bir mekandır. Şöyle ki, 1. Dünya savaşının bitimindeki Versay Anlaşması bu salonda imzalanmıştır.


Versay; hem ihtişamın hem de devletin iflasının sembolüdür. Rehberimizin anlattığına göre o dönemki yönetim, her sıkıldığında ya da mevsim geçişlerinde tüm dekorasyonu yenilemekteymiş, üstelik halk açlık ve yoksulluktan kırılırken. Sonrasında ise hepimizin bildiği gibi, Fransız ihtilalinde kral ve kraliçe burada yakalanmış, giyotine giden süreç başlamıştır.


Ufak bir anekdot daha, ülkemizdeki sarayların aynı dönemde tuvaletleri ve hamamları varken, buranın uzun zaman tuvaleti ve banyosu yokmuş. Kral ve ailesi senede bir kez, iç çamaşırlarını dahi çıkarmadan bahçedeki dev küvete girip çıkıyorlarmış. Fransız parfümlerinin ünü esas buradan geliyor. Fransızların bu düşünce ve hareket tarzından başlayıp geldikleri nokta, bence hakikaten takdire değer… üstelik ikinci dünya savaşında Paris’in işgal edildiği de düşünülürse…


Versay gezimizi, dönüş günümüzde yarım gün içinde gerçekleştirmiştik. Bahçesini gezme fırsatımız olmadı, dolayısıyla eğer bahçe gezisi ile ilgilenmiyorsanız, bence erken bir saatte başlamak kaydıyla yarım gün yeterli olacaktır. Kalan zamanda bizim yaptığımız gibi Versay’da kısa bir tur atabilir, eğer halen açıklarsa uygun fiyatta kaliteli kitaplar bulabileceğiniz kitapçılara uğrayabilir, parkta biraz soluklanabilirsiniz.

17 Mart 2010 Çarşamba

Sanat, tarih, moda ve romantizm…..Paris-I


Bence Paris, kendisine yakıştırılan kalıplaşmış sıfatların çok ötesinde bir şehir. Kimi için saatlerce alışveriş edilebilecek bir tüketim cenneti, kimi için müzeden müzeye koştururken kendini kaybedeceği bir sanat mabedi, kimi içinse Eiffel Kulesini, Zafer Takını fotoğraflayacağı turistik bir şehir.

İşte benim Paris’im ve Paris seyahatime ilişkin yaşam notlarım….


Bir yerlerde okuduğum kadarıyla, Napolyon Paris’i inşaa ederken, eski bir topçu subayı olması nedeniyle, şehri, yuvarlak bir meydana açılan uzun caddeler ve bu caddelerde altışar katlı binalar şeklinde planlamış. Böylece, herhangi bir isyan durumunda, meydana yerleştireceği toplarla isyancıları çabuk ve kesin bir şekilde yok etmeyi düşünmüş.

Başka bir yerde ise, Napolyon’un Paris’i, dünyanın en güzel şehri diyerek inşaa ettirdiğini okumuştum.


Hangisi doğru bilemiyorum ama bence emekleri boşa gitmemiş, gördüğüm kadarıyla mimari bir harika diyebilirim. (Eiffel Kulesinden baktığımda şehrin cetvelle çizildiğini düşünmüştüm….) Paris’in merkezinde asla yeni yapım bina göremeyeceğiniz gibi, eski binaları/yapıları koruma ve dış cephe düzenlemesi konusunda inanılmaz yasaları olan, şehir plancılığı neymiş görülesi bir başkent.

Eiffel Kulesi, Paris’in en belirgin sembolüdür. 1889’da, yani Fransız devriminin yüzüncü yılında inşa edilmiştir. Geceleri ışıklandırılmasının yanı sıra her saat başı yaklaşık 10 dakika süreyle ilave ışık seline sahne olmaktadır. Yükseklik korkunuzu yenerek, dev asansörlerle bu kuleye çıkmanızı ve Paris’e kuşbakışı bakmanızı öneririm.


ve tabii şehrin ortasından geçen Seine Nehri…..Üzerinde birbirinden güzel köprülerin bulunduğu, tekne gezisi yapabileceğiniz bir nehir. Tekne gezimizi yağmurlu bir günde yapmıştık, böylece damlalar altında Paris fotoğrafı çekme imkanımız oldu, ayrıca çok romantikti.


Zafer Takı ise, Napolyon’un 1806’da zafer kazanan askerlerine, Paris’e zafer takları altından geçerek gireceklerini müjdelemesi üzerine yapılmaya başlanmıştır. Altında, 1. Dünya Savaşında ölen Fransız askerler için bir de mezar bulunmaktadır. Mezarın üzerinde, 1923’ten beri hiç söndürülmeyen bir alev yakılmaktadır.


Paris gezimizin bir bölümü yağmurlu günlere denk gelmişti, ama hakikaten hiç fark etmedi, çünkü Paris’te çamur ve su birikintisi neredeyse yok!


Paris’e gidip de Louvre Müzesini ziyaret etmemek olmaz. Louvre Müzesi, değil birkaç saate bir güne bile güçlükle sığdırılabilecek büyüklükte ve eser sayısı çok fazla. Dolayısıyla, bu ziyaretin notlarını ve fotoğraflarını bir başka yazımda kapsamlı olarak paylaşacağım.


Notre Dame Katedrali ise dışı muazzam bir işçilikle bezenmiş, heybetli, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biridir.


Seyahat notlarının ikinci kısmı birkaç gün sonra....

23 Kasım 2009 Pazartesi

Bisikletler

İstanbul gibi yedi tepeli, trafiği arapsaçından daha karmaşık olan bir şehirde bisikletli hayat, birçoğumuz için maalesef hayalden öteye geçemiyor.

Belki de bu yüzden, şehir hatta ülke dışına çıktığımda, insanların bisikletleriyle işlerine gitmeleri, basit alışverişleriyle sair işlerini halletmeleri ve dahası bisiklet kullanıcılarına özel yollar ayrılması ilgimi çekmiş, gıptayla fotoğraflarını çekip biriktirmeme neden olmuştur.

Çorum Müzesi'nde....


Viyana'lı ufaklığın rahatına imrenmemek mümkün mü?...


Adana Arkeoloji Müzesi'nde....


Verona/İtalya'dan...


Eskişehir,Porsuk Çayı kenarında...


Paris'li bisikletçi, ufaklığı gözünün önünde istiyor...


Floransa'dan....


Şimdilik bu kadar !
 
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Sayac