Yaşam Notlarım'a Hoş Geldiniz.



30 Aralık 2011 Cuma

Mutlu Yıllar

Güle güle 2011, hayatımın ilk "anne " olarak geçen, bana en güzel ve en zor ilkleri yaşatan yılı ! Güle güle....

Geçen sene 31 Aralık gününü hatırlıyorum, kızımın neredeyse tüm gün kucağımda ağlamasını, akşamüzeri apar topar hastaneye gidip "kolik" le tanışmamızı ve 4.5 aylık sürecek "gaz"lı günlerimizin başlamasını...

O 4,5 ayın sadece "gaz" değil, minicik kızımın ilk kahkaha attığı, ilk başını kaldırdığı, ilk beni tanıdığı günleri de içerdiğini.... yani çok özel ve unutulmaz anlarımızın da olduğunu...

Anneliğin sonsuz fedakarlık ve cefakarlık olduğunu bir kez daha, bu sefer yaşayarak öğrendiğimi...

Bardağın boş yanını düşünüp üzülmektense dolu yanını gerçekten, kalben görüp sevinmeyi...

Her geçen gün biraz daha büyüyen, yaptıklarıyla beni şaşırtıp mutlu eden, yüreğimi ısıtan minicik kızımın şimdilerde daha da bağımsız olma yolunda "adım" atmaya çalıştığını....

Eşimin, neredeyse "yok" denecek ilgime katlandığını, hatta bazen benden yana umutsuzluğa kapıldığını, bu duruma içten içe kahroluşumu...

Evden dışarı çıkmadan/çıkamadan maksimum kaç gün delirmeden durabileceğimi...

Tam da bir noktaya gelmişken, kariyerimi elimin tersiyle itmeyi...

24 saatin hem ne kadar uzun hem de ne kadar kısa olduğunu...

Hayatımı, "küçük mucize"min varlığına göre planlamam ve kabul etmem gerektiğini...

ve şimdi aklıma gelmeyen neleri 2011'de yaşadım...

2012 !... Bizim için neler hazırlıyorsun bilmiyorum ama şundan eminim ki, hayat yolculuğumuz, biz birlikte olduğumuz, birbirimize inandığımız, iyilikler için elele tutuştuğumuz sürece keyifli, yaşanası ve dayanılır olacak.

Bu vesile ile blogumu takip eden tüm dostlara mutlu yıllar dilerim... Tıpkı fotoğrafta, kış soğuğuna inat kıpkırmızı meyve veren çiçek gibi...

27 Aralık 2011 Salı

Aşure

Evlendiğim sene aşure yapmaya merak saldım. Sordum soruşturdum, internetten araştırdım. Neticede, aşağıda bulacağınız kendi tarifimi oluşturdum.

Bence aşure, bir evin bereketi. Çünkü "yine fazla oldu ne yapacağım ben bu kadar aşureyi" diye düşünsem de iki gün içinde hepsi bir şekilde tükeniyor. O günlerde mutlaka eve gelen birileri oluyor ve yiyorlar ya da komşularımıza ve yakınlarımıza dağılıveriyor.

Geçen sene aşure mevsimi tam doğum iznine ayrılacakken, Defne'm 3 haftalık erken sürprizi ile beni şaşırttı ve bana aşure pişirtmedi. Ben de bu sene, onun diş buğdayı & doğumgünü kutlamasına aşure pişirdim. Aşure, kesinlikle bebekli bir evde pişirilecek tatlı değil, çünkü başında durmanız gerekiyor. Eğer pişirecekseniz ya size yardım eden birilerinin olması ya da mutlaka bebekten erken kalkmanız ve aşure bitene kadar onun uyanmaması için dua etmeniz gerekiyor :)

Aşure vesilesiyle küçük kızımın dişleri sağlıklı ve kalıcı, kendisinin de uzun ve bereketli bir ömrü olsun...

Malzemeler (en az 10 kalem malzeme olmalı):

- 1 su bardağı aşurelik buğday
- 1/2 su bardağı kuru fasulye (önceden haşlanmış)
- 1/2 su bardağı nohut (önceden haşlanmış)
- 1 çay bardağı pirinç
- 6 ya da 7 adet kuru kayısı
- 50 gram kuş üzümü
- 2 ya da 3 adet karanfil
- 100 gram çekirdeksiz kuru üzüm
- 4 ya da 5 adet kuru incir
- 1 çay bardağı süt
- Bir portakalın kabuğu
- Toz şeker
- Süslemek için nar taneleri ve hindistan cevizi
- Su

Yapılışı:

1) Buğdayı büyük bir tencereye alıp üzerini 5 parmak geçecek kadar içme suyu ile doldurun ve bir taşım kaynatın.tencerenin üzerini iki kat havlu ile sarıp ertesi günü bekleyin.

2) Buğdayı, iyice ezilene kadar arasıra karıştırarak ve taşmaması için tencerenin kapağını aralık bırakarak pişirin. Bu arada su azalırsa kaynar su ilave edin. (Buğdayın piştiğini, hem tadarak hem de patlamış mısır görüntüsü almasından anlayabilirsiniz.)

3) Buğday pişerken ayrı bir tencerede kuru kayısı ve incirleri haşlayıp doğrayın.

4) Buğdayın pişmesine yakın pirinci ilave edin. Pirinç iyice yumuşayana kadar pişirmeye devam edin.

5) Pirinç de pişince, önceden haşladığınız nohut ve fasulyeyi ilave edin. 10 dakika kısık ateşte kaynatın.

6) Çekirdeksiz üzüm ve kuş üzümünü ekleyin. Üzümler de pişince toz şekeri ilave edin. Toz şeker için belli bir ölçü vermiyorum, arasıra tadarak damak zevikinize göre ayarlayabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken, toz şekeri ilave etmeden önce tüm malzemenin pişmiş olması çünkü şekeri ilave edince malzemeler pişmiyor.

7) Sütü ilave edin, bir taşım daha kaynatıp altını kapatın. Süt, aşureye beyaz bir görüntü veriyor.

8) Portakal kabuğunu ekleyip, bir kez karıştırın.

9) Doğradığınız incir ve kayısıları aşure kaselerine paylaştırın. Üzerine aşureyi dökün.

10) Nar taneleri ve hindistan cevizi ile süsleyin.

** Su azalırsa, kaynar su ilave etmeyi ve aşurenin başında durarak arasıra karıştırmayı unutmayın.

Afiyet olsun !

24 Aralık 2011 Cumartesi

Haydi Kuzum, Uyu Kuzum

Ahkam kesmeye hakkım olmayan bir konu daha. "Bebek nasıl yatağında uyutulur?" Peki neden yazıyorum, burası blogum olduğu ve yaşadıklarımı paylaşmak istediğim için. Belki bu yazımı okuyanlar da paylaşır yaşadıklarını, yardımcı oluruz birbirimize.

Bebek nasıl yatağında uyutulur, bilemem, çünkü Defne'm son birkaç güne kadar hiçbir zaman kendiliğinden, yatağında uyuyakalmadı. 17 günlük olana kadar memede uyudu, ben de uyandırmayıp yatırdım. 17 günlükken, 4.5 ay sürecek o kahrolası gaz sancısı başladı. Yavrucağız uyuamıyordu bile. Kucağımda sallayarak uyutup yatağına koyuyordum ve şansıma uyursa uyuyordu ya da yine uyumuyordu.

Nisan-mayıs gibi havalar ısınınca fark ettim ki bizimki dışarıda pusetin içinde de uyuyor. Hem de açık havada daha uzun uyuyor. Böyle dediğime bakmayın, evde 30 dakika olan uykusu dışarıda 40 ya da 45 dakika. Yani yanıma kar saydığım 10-15 dakikadan ibaret. Ama ana yüreği işte. Dediğim gibi Nisan mayıs gibi bunu fark edince, vurduk kendimizi sokaklara. Allahtan apartmanın bahçesi var. Bir elimde puset, diğerinde dergim-suyum-cep telefonum, Defne uyuyana kadar volta atıp uykuya dalınca oturup dinlendim. Evde her uyumadığında, babası ya da ben kaptık Defne'yi hadi sokağa. Ama gel zaman git zaman hava soğudu, biz de ağırlaşan bebeğimizi kucak yerine evde pusette sallamaya başladık. Aynı market arabası sürer gibi evin içinde pusetiyle gezdirdik bizimkini, ta ki uyuyana kadar. Gündüzse bu şekilde uyuttuk, akşamsa yatağına alana kadar canımız çıktı. Çünkü pusetinden kaldırınca kazaen uyanırsa bir daha uyuması en az 1 saatimizi alıyordu.

Baktık böyle olmayacak yine kucakta sallamaya döndük. Kucakta 10 dakika ile başlayan uykuya dalma süresi kimi gün 20-25 dakikalara kadar uzadı. Bu arada Defne 1 yaşına geldi. Olacak gibi değil, her sabah berbat bir sırt ağrısı ile uyanıyorum. Doktorumuza danıştık, internetten araştırdık. Önce en şefkatli metodları denedik. Yani yanında yattım, uyuyor gibi yaptım, ninni söyledim, elimle pışpışladım. Ama yok yok yine yok.

Ben onu uyutmaya çalıştıkça, gözleri kan çanağı halde yanımda zıplayıp o minicik elleriyle gözlerimi açmaya çalışıyor. Uykusu var besbelli ama uyumamak için direniyor. Hadi uyumasın, ama uyumayınca yemek de yemiyor ve dayanma gücü kalmadığından en basit hareketlerinde bile yere düşüp ağlıyor. o küçücük bacaklarda dermen kalmıyor.

Tamam dedim kendi kendime bu böyle olmayacak. Tam o sırada beni cesaretlendiren bir şey oldu. Bir gün arabanın içinde, kendi oto koltuğunda uyuya kaldı. Üstelik araba hareket de etmiyordu, yani sallama yoktu, üstelik ben de yanında değildim. İşte o gün kendime göre yorumladığım Ferber Yöntemini uygulamaya karar verdim. Geçen pazartesi akşamından beri iyi kötü uyguluyoruz metodu. Yani ne yapıyoruz, uykudan önce belli bir rutin uygulayıp Defne'yi yatağına bırakıyoruz ve odadan çıkıyoruz. Eğer durmamacasına ağlarsa, ilk günler daha sık sonrasında gittikçe daha uzun aralarla oday agirip yatıştırıyoruz. Eğer geceyse emziriyorum ve emerken uyursa uyandırmayıp o şekilde yatağına bırakıyorum. Bu arada, kesinlikle uykudan delirmesini beklemiyoruz, yani en ufak bir sinyal aldığımızda uyku rutinini uygulayıp hoppa yatak.

Bunun en zor yanı, bazen odadan çıkarken hüngür hüngür ağlaması ve gözlerimin içine bakması. Otur kahrol, harap ol, o derece. Daha ne kadar sürecek böyle bilemiyorum. Belki birkaç haftaya ağlamadan uyumaya geçer. Çok şükür şu son bir iki gündür çok uzun ağlamıyor ama o iki dakika bile perişan olmama yetiyor.

Annelik ne zor zanaatmiş kardeşim....

23 Aralık 2011 Cuma

Havuç Tarator

Eşimin babaannesine ne zaman gitsek, o mis gibi ızgara köftenin yanına mutlaka havuç tarator yapar. Hatta, sevdiğimizi bildiği için o kadar çok yapar ki sofradaki bitince buzdolabından hemen takviye eder. Çocukların da severek yiyeceği, besleyici bir meze olduğuna inanıyorum. Bakalım benim iştahsız büyüyünce sevecek mi?

Malzemeler:

- 2 ya da 3 adet havuç
- Bir kase süzme yoğurt
- 1 ya da 2 diş sarımsak
- Arzu ediyorsanız bir çorba kaşığı mayonez (ben kullanmıyorum)
- 1 ya da 2 kaşık sıvıyağ
- Tuz
- Süslemek için maydanoz ya da dereotu

Yapılışı:

1. Havucu rendeleyip sıvıyağ ilavesiyle, tavanın ağzı açık şekilde, arasıra karıştırarak sote edin.

2. Bu arada sarımsağı ezin, maydanoz ya da dereotunu yıkayıp ince doğrayın.

3. Pişen havucu; yoğurt, kullanıyorsanız mayonez, ezilmiş sarımsakla karıştırın. Tuzunu ayarlayın. Servis tabağına alıp maydanoz ya da dereotu ile süsleyin.

Afiyet olsun !

19 Aralık 2011 Pazartesi

Hünkar Beğendi


"Aynı yemeklerden bıkan padişah, baş aşçısını çağırmış ve ona, daha evvel hiç yemediği bir yemek yapmasını istemiş. Baş aşçı, düşünmüş taşınmış, e ne de olsa karşısındaki hünkar, kolay mı? Sonunda patlıcanları közlemekle başlamış işe, bir yandan da yumuşacık bir et hazırlamış yanına. Uğraşmış didinmiş ve ortaya patlıcanlı etli bir yemek çıkmış. Elinde tepsi, korku ve heyecanla padişahın huzuruna çıkmış, padişah kaşığını yemeğe daldırırken tirtir titriyormuş. Aldığı ilk lokmadan sonra baş aşçıya yemeğin ismini sormuş padişah. Baş aşçı da, bu yemeğin bir ismi olmadığını, mutfaktaki malzemelerden doğaçlama yaptığını söylemiş. Bunu duyan padişah, yemeğe "Hünkar Beğendi" ismini vermiş."

diye anlatırdı rahmetli annem. Kim bilir belki de bu yemeğin gerçek hikayesi budur ne dersiniz?

Öyle ya da böyle bizim evde en sevilen yemeklerden biridir Hünkar Beğendi. Bence işin zor kısmı patlıcanları közlemek, çünkü hem ortalık çok kirlenyor hem de kokuyor. Bu yüzden tercihim, hazır közlenmiş patlıcan satın almak ya da yakındaki bir fırında patlıcanı közletmek. Eğer hazır kavanoz kullanacaksanız, kavanozun içini dikkatli okuyun, çünkü bazılarında şeker ilave edilmiş. Yemek olarak kullanacağınız için şekersiz olanını almanız gerekiyor.

Bir de fotoğraftaki doğranmış et yerine, burada linkini verdiğim tarife göre eti pişirmeyi de deneyebilirsiniz. Zaten orjinalinde de etin salçalı sulu kıvamda olması gerekiyor.

Malzemeler:

Et için, yukarıdaki iki linkten birini kullanabilirsiniz.

Beğendi için,

- 2 ya da 3 patlıcan
- 2 çorba kaşığı un
- 2 çorba kaşığı tereyağ
- 1 ya da 1,5 su bardağı süt
- Rendelenmiş kaşar peynir
- Tuz
- Karabiber

Yapılışı:

1. Patlıcanları közleyerek ince doğrayın.

2. Tereyağını eritin. Unu ilave ederek, kavurun. Unun topaklanmamasına dikkat ederek, sütü yavaşça ilave edin, bir yandan da hızlıca karıştırın. Patlıcanları ilave edin. Tuz ve karabiberini ayarlayın. Servisten önce sıcakken rendelenmiş kaşar peyniri ilave edin.

3. Tabağa önce beğendiyi, ardından etinizi yerleştirin.

Afiyet olsun.

15 Aralık 2011 Perşembe

Portakallı Çikolatalı Cheese Cake

Aslında bütün bu macera, eşimin, doğumgününde facebook sayfasına gönderilen bir iletiye yaptığı yorumla başladı. Yorumda, "en çok cheecake'i tercih ederdim" demişti ve biz en son ne zaman cheesecake yemiştik hatırlamıyorum. Bir cesaret internet sitelerini karıştırdım, belki onlarca siteye girdim. Tariflerin ortak noktalarını ve kendi damak zevkimizi gözönüne alarak kızımın doğum gününe, kendi deyimimle "çirkin görünüşlü ama lezzetli" bir cheese cake yaptım. Oldu mu, oldu ama gelecek sefer çirkin görünüşün önüne geçmeliyim.

Hadi bir cesaret siz de deneyin, pişman olmayacaksınız.

Malzemeler:

Hamur için:

- İki paket Eti Burçak (ben bir paketin tamamını kullandım, hamur tutmayınca diğer paketin de bir kısmını ilave ettim)
- 75 gram eritilmiş tereyağ
- 1 portakal kabuğu rendesi
- Yarım portakalın suyu

Peynir Dolgusu için: 

- İki paket labne peynir (toplam 400 gram olacak)
- 3 yumurta
- 1 yemek kaşığı un
- 1/2 su bardağı toz şeker

Üzeri için:

Arzu ettiğiniz miktarda çikolata (kare çikolatanın 1/4'ünü kullandım)

Yapılışı:

1. Bir paket bisküviyi buzdolabı poşetine koyup elinizle ezerek un haline getirin. Un haline gelen bisküvileri, eritilmiş tereyağını, portakal suyunu ve portakal kabuğu rendesini yoğurma kabına alıp yoğurun. Hamurun, elinize yapışmayacak yumuşaklıkta olması gerekiyor. Eğer benimki gibi fazla yumuşak olursa, ikinci paket bisküvinin içerisinden yine elinizle ezmek suretiyle ekleme yapabilirsiniz.

2. Hazırladığınız hamuru varsa yağladığınız kelepçeli kalıba, kelepçeli kalıbınız yoksa, yine yağladığınız en küçük boy kare borcama elinizle bastırarak yayın. Hamurun kenarlarını biraz yükseltin. Buzdolabına kaldırın ve peynir dolgusunu hazırlamaya geçin.

3. Labne peynirleri, toz şekeri ve unu karıştırma kabına alın. Şeker eriyene kadar mikserle çırpın. Yumurtaları teker teker ilave ederek çırpmaya devam edin. Bu aşamada hayli sıvı kıvamda bir dolgu haline gelecek ki ben, pişmeyeceğinden çok korkmuştum. Paniğe kapılmadan devam edin :)

4. Hazırladığınız dolguyu, hamurun üzerine dökün. Önceden 150 derecede ısıtılmış fırında, üzeri hafif kızarana kadar pişirin. Ben bir saat pişirdim.

5. Pişince, fırının kapağını hafif aralık bırakarak cheese cake'i fırının içinde soğutun. (Bu aşamada peynir dolgusunun biraz çökmesi normal.)

6. Çikolata sosu için, arzu ettiğiniz miktarda çikolatayı benmari usulü eritin ve soğuyan cheece cake'in üzerine dökün. Sabredebilirseniz ertesi güne kadar buzdolabında bekletin, ki tadı çok ama çok fark ediyor. Ertesi gün soğuk servis edin.

Afiyet olsun !  

Not: Tüm keklerde olduğu gibi, yumurta ve peynirlerin oda sıcaklığında olması gerekiyor.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Biftekli Salata

Lokanta menülerindeki salatalarla ilgilenir misiniz? Açıkçası benim pek ilgimi çekmez. Yeşilliklerin nasıl yıkandıkları aklıma takılır, bir de "salata bu nasıl olsa evde de yiyebilirim" diye düşünürüm. Geçenlerde, yemek yapmaya üşendiğim birgünün akşamı bu salatayı yaptım, beğenerek yedik. Denemenizi tavsiye ederim. 

Malzemeler:

- İki adet biftek
- Marul
- Akdeniz marulu
- Bir adet turp
- Bir adet kırmızı soğan
- Maydanoz
- Mısır
- Zeytinyağı
- Hardal
- Tuz
- Eti pişirmek için sıvıyağ

Yapılışı:

1. Öncelikle yeşillikleri ayıklayıp sirkeli suda yarım saat bekletin. Yıkayıp, suları süzüldükten sonra ince ince doğrayın.

2. Turbu kibrit çöpü şeklinde, soğanı piyazlık doğrayın.

3. Salata malzemelerini kaselere paylaştırın.

4. Arzu ettiğiniz miktarda zeytinyağı, hardal ve tuzu bir kasede iyice karıştırarak sosu hazırlayın.

5. Diğer yanda eti az yağlı tavada kızartın, şeritler halinde keserek salatanın üzerine yerleştirin. Sosu, salataya gezdirip etler sıcakken servis edin.

Afiyet olsun. 

7 Aralık 2011 Çarşamba

Pizza

Ne zaman pizza hamuru hazırlamaya girişsem, gözümün önüne, iki küçük tombiş elin önce hamuru yoğurduğu,sonra da annesinin açtığı hamura sosis ve domates yerleştirerek, fırının önünde sabırsızlıkla pizzasının pişmesini bekleyen o küçük çocuk geliyor...

Pizza, beni yıllar öncesine götürüyor. Tüm hafta çok yoğun çalışmasına rağmen, haftasonları çocukları istiyor diye pizza yapan, daha doğrusu sabırla, "bir an evvel bitsin de kurtulayım" mantığı olmadan onlara yapılmasını öğreten rahmetli anneciğim, canım...

Uzun zamandır pizza yemiyorduk, geçenlerde dışardan söyleyelim dedik, bir türlü gelmedi. Ben de madem öyle, bir cesaret ben yapayım dedim. Cesaret dememin tek yanı, evde 1 yaş civarında minik bir cadının olması ve o cadının elim tam hamurluyken bana ihtiyacı olursa ne yaparım korkusu.

Cadıyı uyutunca, hemen hamuru hazırladım, hamuru dinlendirirken de olabilecek en az gürültüyle malzemeleri doğradım. Geriye, akşam üstü hızlıca hamuru açmak ve malzemeleri yerleştirmek kaldı. Bu esnada kardeşim ve eşinin bizde olması işimi kolaylaştıdı. Onlar miniği oyalarken 10 dakikada pizza hazırdı.  Demem o ki, çok dar zamanlarda bile rahatlıkla yapabileceğiniz bir tarif bu, bence deneyin.

Malzemeler:

- 1/2 paket yaş maya (kalanı streç filme sarıp buzdolabına kaldırın)
- 1 su bardağından bir parmak az ılık su
- 1 küp şeker
- 100 gr eritilmiş tereyağ
- Tuz
- Un (yaklaşık 2,5 su bardağı)
- Üzeri için dilediğiniz pizza malzemeleri (fotoğraftakinde yeşil zeytin, piyazlık doğranmış soğan, sucuk, salam, kaşar peynir, salçalı su ve mısır var)

Yapılışı:

1. Yaş maya ve şekeri ılık suda eritin.

2. Yoğurma kabına un ve tuzu koyun. Bir yandan yoğurarak, yavaşça mayalı suyu ve ardından eritilmiş terayağını ekleyin. Kulak memesi yumuşaklığında ele yapışmayan bir hamur elde edin. Hamur sert olursa ılık su ilave edin.

3. Yoğurma kabının üzerini alüminyum folyo ile kapatıp, kaloriferin üzerinde 40 dakika bekletin. Böylece hamurunuz mayalanacak ve kabaracak. Bu sırada üst malzemeyi hazırlayıp zaman kazanabilirsiniz.

4. Hamuru, yağladığınız fırın tepsisine elinizle açın. Üzerine salçalı su gezdirin. Biraz kekik serpin ve kaşar peynir hariç dilediğiniz pizza malzemelerini koyun.

5. Pizzanızı, önceden 200 derece ısıtılmış fırında 5-10 dakika pişirin, ardından kaşarı ekleyip eriyene kadar pişirin.

Afiyet olsun !
 
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Sayac